Anladım…
işte gerçek aşkın tanımı
İlişki uzmanlarına göre aşk, öyle aniden oluşuveren bir duygu değil...
Aşık olan herkesin kıskanç olması da gerekmiyor! İşte sizlere gerçek
aşkın ne olduğuyla ilgili bilimsel açıklamalar!
Gerçek aşk aniden olmaz
Yıldırım aşkı diye birşey yoktur; görür görmez hissedilen aşk değil,
karşılıklı çekim olabilir. Pek çoğumuz bu tip yargıları kendimiz
yaratıyoruz. Gerçekte görünüşü, davranışları ve konuşmalarıya tam
aradığımız gibi birini bulmak yalnızca çekim duymak anlamına gelir. Bu
çekim aşka dönüşebilir, ancak bunun için zaman şarttır.
Kıskançlık gerçek aşkın göstergesi değildir
Özellikle gençlerin sıklıkla düştüğü bir yanılgı, ne kadar çok
kıskanılırsa o kadar çok aşık olunduğudur. Birbirini gerçekten seven
iki insan arasında bir miktar kıskançlık olması doğaldır. Öte yandan
sahiplenme duygusunun aşkla ilgisi yoktur. Uzmanlar, kronik kıskançlık
çeken kişilerin bilinçaltında güvensizlik duygusu yaşadıklarını ve
sevilme açlığı çektiklerini söylüyor.
Hayallere dalmak sevgi değil, karasevda belirtisidir
Gerçek aşk karşıdaki kişiye yönlendirilir; bütün davranışlar sevilen
kişinin iyiliği ve mutluluğunu sağlamak içindir. Karasevda ise
ben-merkezcidir. Kişi karşısındakini düşünmez, kendi mutluluğuna veya
mutsuzluğuna odaklanır. Bu durumda aşık olunan sevgili değil, aşkın
kendisidir.
Aşk uzaklıkla azalmaz
Bir kimseyi birlikteyken daha fazla seviyorsanız, onun cazibesinden ve
heyecanından etkilendiğiniz anlamına gelir. Başınızı döndürmek için
yanınızda olmadığı zaman bazı şüpheler baş gösterir. Bir başka deyişle;
bu suni bir aşktır.
Aşk, sevilen kişinin kusurlarını görememek değildir
Aşık kişi, sevdiğinin kusurlarını bilip anlamasına karşın sevmeye devam
eder. Karşısındaki kişiyi kusursuz olarak görmek, karasevdanın
habercisidir.
Mutsuz bir ev yaşamı kişiyi yanılgıya sürükleyebilir
Evlilik danışmanları, pek çok kişinin dayanılmaz bulduğu evinden ve
ailesinden kaçmak için evlendiğini belirtiyor. Pek çok genç kız,
sevgilisini, kendisini sıkıntılardan kurtaracak beyaz atlı prens olarak
görüp aşık olduğunu sanıyor. Oysa tek istediği kurtulmak, aşk değil.
Aşk her zaman bulutların üzerinde olmak değildir
Ayakların yere basması da gerekir. Bir evlilikteki en temel noktalardan
ikisi para ve çocuklardır. Evlenmeyi düşünen genç insanlar, birbirlerinin
bu konulardaki görüşlerini bilmelidir. Şayet bu konular henüz gündeme
gelmemişse, romantizm seviyesinden aşk mertebesine geçilememiş
demektir.
Aşk, sıkıntı çekmek anlamına gelmez
Karşınızdaki kişiyi etkileme kaygınız bu derece yoğunsa gerçek aşktan
söz etmek mümkün değildir. Gerçekte olduğunuz kimsenin sevildiğini
bildiğinizde, karşınızdaki kişinin varlığından huzur duyarsınız.
Kader ortakları olmakla, bir aşkın kahramanları olmak arasında büyük
fark vardır
Eşler ortak sıkıntıları paylaşabilir, ancak bu paylaşım,
aşkın kendisi değildir. Genç çiftlerin bu noktayı sık sık gözden kaçırdığını
ifade eden uzmanlar, evlilik kararının aşktan değil, ortak acılardan
kaynaklanmasının hata olduğunu vurguluyor.
Aşk, iki kişi arasındaki çok özel bir bağdır
Uzmanlar, bu mahremiyetin gözler önüne serilmesinin gerçek aşk olamayacağı
üzerinde birleşiyor. Bu durum, grup içinde prestij kazanma arzusu olarak
anlaşılabilir, ancak aşk değildir.
haziranda ayrılık
![]()
HAZİRANDA AYRILIK
Yarınlara bağışladık umutlarımızı, bugüne hiç bir şey kalmadı. Geçmişe kalabalık yalnızlıklarımızı ekledik, takvim yaprakları hayallerimizi boşa çıkardı. Sevinçlerde yarımdı hüzünlerde... Yokluğun varlığına hiç alışamadık. Başka yollar vardı yürüdüğümüz başka ufuklar. İlk kez dinlediğimiz bir şarkı gibi eşsiz gelmişti duygularımız. Oysa şimdi şarkılarda birbirinin aynıydı, bizimkisi farklı sandık. Yeni alınmış elbiselerle bayramlık sevinçlerini yaşayan çocuklar kadar sabırsızdık ama bayramların çocuksu mutluluklarda kaldığını anımsayamadık.
Yağmurun toprakla buluştuğunda etrafa yayılan o muhtesem kokusu kadar tutkulu bir sele saldık duyguları. Çölleşmiş yürekler vardı umursamadık, biz yağmur bilmeyen çöllerin dilinden hiç anlamadık. Onlar seraplara vurgundu, bir gün belki dediler ama duymadık. Gönlümüz limanlara uğramayan gemiler kadar tutkundu maviye, o uçsuz bucaksız denizi hep mavi sandık. Renklerin hiç biriyle rakip görmedik sevdamızı, ona yaşamın tüm anlamlarını yükleyen bir çift gözle sakınarak baktık.
Teslim olmayı güçsüzlüki gururu zafer saydık. Haklıydık belki aksini anlatacak kimse karşımıza çıkmadı. Büyütürken dünyadaki varlığımız, kaybolup giden hislerimize çare bulamadık. Mutluluk oyunlarıla avunmak zamanı doldurmak için gerekliydi belki. Başka bir olasılık varmıydı hiç hesaplamadık. Yıllar sırtımıza birer ok saplayıp geçiyordu yaraların kapanmasına izin vermiyordu vakit. Her ele merhem olur umuduyla uzandık.
Kanıtlanmış formullerle denetik aşkın varlığını sonuçlar yanıltıcıydı ama dikkate almadık. Yaşadıklarımız başkalarından farklı olamazdı ya! mutlak yazılan çizilen kavramların doğruluğu vardı, kendimizi kandırmamız bizden tüm sevgilerle inancımızı çaldı. Her şeye rağmen bir enstümanın tellerinde yeniden besteleyebilirdik hayalerimizi. Yeniden yazabilirdik yenik düşmüş tarihleri, her acımızı sevince dönüştürecek anları yakalayabiliridi el ele... Ama denemedik... Sevdiğim kadar yakınsın sanıyordum sevdiğine, ruhuna ama dönüş yoktur sonların başlangıcına. Yeni yolculuklar için biletin varsa hala... Başka bir yerde... Başka bir zamanda... Belki yeniden... Aslında ilk kez... Kimbilir...












